Denemek en güzel başlangıç veee GİZEM karşınızda…
Yazmasam, paylaşmasam içimde ukde kalacak “Ne gerek var?”
Haydi tanışalım.
Bu blogu açmamın tek bir sebebi yok. İç çatışmalara sık sık maruz kalıyorum. Kafamın içinde aralıksız çalışan bir frekans var ve her yerde çok iyi çekiyor. Bu iç çatışmalar beni birçok yere götürdü;hepsi birbirine bağlı iç içe geçmiş halkalar gibi...
bu halkalardan biri de “veganlık” oldu.
Kelimeyle ilk tanışmam, ahırda her zaman gördüğüm kuzunun bir gün yerinde olmaması değildi elbet (bazılarımız bunu yaşamış olabilir).
Benim veganlıkla ilk karşılaşma anım ise YouTube’dan Light in Bobylon grubunun İstanbul parçasını dinlediğim bir ana dayanıyor. Tabi çok heyecanlanmıştım, gerçekten çok beğenmiştim. O zamanlar Facebook sayesinde her şeyin ulaşılabilir olduğu dönemler… Grubu ekledim, onlar da bana bir mesaj ve bir video gönderdiler.
Gary Yourofsky adlı aktivistin üniversite konuşmasıydı.
Videoyu izlerken beni rahatsız eden birçok nokta oldu ama mezbahalarla ilgili 4 dk bir video sunacağını söyleyip şu sözleri ekledi.
“Bu videoyu izlerken başınızı çevirmemenizi ve gözlerinizi kapatmamanızı rica ediyorum. Çünkü et, peynir, süt ve yumurta yemeyi tercih ediyorsanız, bence en azından sebep olduğunuz acıyı ve eziyeti görmek zorundasınız. Fakat bu videoyu izlerken başınızı çevirme veya gözlerinizi kapatma ihtiyacı duyursanız, kendinize şu soruyu sormak ihtiyacı hissedebilirsiniz: Bu gözlerim için iyi bir şey değilse neden midem için bir şey olsun ki?”
4 dakikalık videonun ardından hissettiklerimle videoya ara verdim ve birkaç gün sonra tamamlamaya cesaret edebildim. Bahsettiğim o frekans, o videoyu izledikten sonra ilk kez sustu. Yüzleşmeler hep yorucu oluyor.
Ben bu noktada duramadım. Yüzleşmek zorunda kaldım çünkü öğrendiklerimi görmezden gelmek rahatsız ediyordu.
Keşfetmenin, içselleştirmenin, yönetmenin ve var olmanın içinde kaybolduğum zamanlar çok oldu. keşif süreci dimi? Kaybolmak olası... Zaman zaman keşif sürecinin yarattığı heyecan, merak, hüzün ve birçok duygu ile haşır neşir olmanın yolculuğu benim ki. Zaman zaman da beni tatmin edememesinin.
Yıllar sonra bu blogu tam olarak bu yüzden açıyorum. Frederic Lenoir'in Neşenin gücü kitabında bahsettiği gibi
"Sevinç, iletişim kurmaya sevk edicidir. Kişinin tek başına hazzı değildir. Sevinçli olduğumuzda, onu paylaşmaya, başkalarına da -hatta hiç tanımadığımız kimselere bile- iletmeye ihtiyaç duyarız."
Öğretmek, ikna etmek için değil durup düşünmek sorgulamak ve frekansımı yönetebilmek için bu yolculuğu sizlerle paylaşmak istiyorum.
O zaman evrensel dileğimiz gelsin. Sevincimiz sürsün, artsın ve taşsın.
Sevinçli Kalın.
Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿
.jpeg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder