İzleyiciler

Saraybosna Gezi Rehberi: Gezilecek Yerler, Mostar ve Vegan Deneyim

Bosna Hersek Saraybosna ve Mostar seyahati illüstrasyonu
Bosna Yolculuğu: Mostar ve Saraybosna rotası

🌨️ Saraybosna Kış Tatili

Kredi kartlarına güvenerek yapılan tatillerden birine hoş geldiniz.

Bu sefer yolculuğumuz: Sarejevo yani bizim bildiğimiz adıyla Saraybosna.

“Vizemiz yoksa pasaportumuz var” diyerek başladık plan yapmaya. Kış tatiline en uygun ülkeyi ve vizesiz olması önceliğimizdi. Araştırmalarımız sonucunda birçok ülkeden Bosna-Hersek’te karar kıldık.

Peki neden Bosna-Hersek?

Çünkü müzeleri, kapalı çarşıları, taş sokakları ve tarihi dokusuyla soğuk havada gezmeyi romantik hale getirebilecek bir şehir olarak sıralamamıza girdi.

Sömestr tatiline denk gelen bu seyahat biraz spontane başladı aslında. Yazın denizle anlam kazanan ülkelere haksızlık etmemek için de kışın ruhuna daha uygun rota seçilmiş oldu…

📌 Bosna-Hersek Vize Süreci

Bosna-Hersek, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına 90 güne kadar turistik seyahatlerde vize istemiyor. Pasaportumuzun en az 6 ay geçerliliği olduğundan emin olduk. Kış tatilini güzelleştiren birden fazla çizmelerim ve paltomla hazırdım. Benim büyük boy valizim ve Reber'in kabin boy bagajı ile yola çıktık. Türkiye çıkışında pasaport kontrolünde harç pulu ödediğimize dair dekont soruldu. Yaklaşık iki saat uçuşun ardından Saraybosna sınır kontrolünde polislerin sorabileceği bazı evrakları hazırlamıştık.

  • Gidiş- dönüş uçak bileti
  • Konaklama rezervasyonu
  • Seyahat sağlık sigortası

Kontrol süreci oldukça sakin ve kısa sürdü.

✈️ Havalimanından Şehir Merkezine Ulaşım


Kontrol noktasını geçip dışarıya çıktığımızda araba kiralama noktasını ve bekleyen taksileri görebiliyoruz. Bir de 15 dk yürüme mesafesinde merkeze giden belediye otobüsleri var. Yol yorgunu olduğumuzu düşünerek pazarlık yapmayı da es geçmeyerek taksiyi tercih ettik. Şehre doğru ilerlerken bazı binaların savaşın izlerini taşıdığını görmek bana çok ilginç geldi. Hala, kuşatma altındayken duvarlarda kalan mermi izleri duruyordu.

🏠 Saraybosna’da Nerede Kalınır?


Airbnb'den tuttuğumuz evin konumunu baş çarşıya yakın ve yokuş olmaması için özenle seçtik. Bize bu konuda yardımcı olan içerik üreticisinin harita yorumları yol göstericiydi.
Videoda şehir merkezini, turistik yerleri ve konaklama seçimimizi verdiği bilgilerle en mükemmel hale getirdi.
Eğer aynı rotayı planlıyorsanız aşağıdaki videoya bakabilirsiniz.


💛Sarı ile çizili alan şehir merkezi, baş çarşı ve turistik olarak gezilebilecek bölgeyi 
💚Yeşil ile çizili alan ise dağlık-dik yokuşların olduğu bölgeyi gösteriyor.

Google Maps uydu görüntüsü üzerinde Saraybosna şehir merkezi ve yokuşlu bölgelerin gösterildiği harita
Harita görseli Google Maps uydu görünümünden alınmış
 ve tarafımızca işaretlenmiştir.


💜 Mor ile işaretlenen bölge ise yürüyerek keşfedilecek ve yokuş ile karşılaşmadığımız alanı  gösteriyor.  


Saraybosna şehir merkezinde yürüyerek gezilebilecek düz rota ve turistik alanları gösteren harita
Harita görseli Google Maps uydu görünümünden alınmış
 ve tarafımızca işaretlenmiştir.


Biz ise manzarası Saraybosna Ulusal Tiyatro / Narodno Pozoriste Sarajevo'ya bakan bir noktayı tercih ettik.  

💫Saraybosna'da Gezilecek Yerler💫


🏛️ Saraybosna'da Savaşın ve Tarihin izleri

Şehirde gezmeye başlamadan önce Saraybosna’nın geçmişi karşıladı bizleri. Kaldırımda karşılaşacağımız çerçeve içine alınmış kırmızı boyaların anlamını bilmek, duvarlarda göreceğimiz mermi izleri nereden geldiğini öğrenmek gezerken şehrin ruhunu hissetmek açısından değerliydi. Kuşatma döneminden kalan izler hala şehir dokusunda görülüyor.

Saraybosna'da Bosna Savaşı izleri taşıyan bina
Saraybosna'da Bosna Savaşı izleri taşıyan bina


Saraybosna en dokunaklı simgelerinden biri olan "Saraybosna gülleri" diye adlandırılan bu kare çerçeve içine alınmış içi kırmızı reçine ile doldurulmuş izler ise havan toplarının düşmesiyle oluşmuş ve savaşta en az üç kişinin hayatını kaybettiği sivilleri simgeliyor. Öğrenince yürümek başka bir hisle gerçekleşiyor. 

Bosna Savaşı'nda havan topu düşmesiyle oluşan Sarajevska ruža (Saraybosna gülü) izi
Sarajevska ruža – Saraybosna gülü

Gezerken birçok cami ile karşılaşmak, köprüleri, hamamları görmek bizleri direkt Osmanlı dönemine götürdü. 1463-1878’lerde Osmanlı imparatorluğu hakimiyetinde şekillenen şehir, ardından 1878-1945'de Avusturya-Macaristan imparatorluğuna geçmesiyle yapılardaki mimari değişiklik kendini gösteriyordu.

1945-1992 arasında Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla Bosna, altı Cumhuriyet'ten biri oluyor. Etnik gruplar kardeşlik ve birlik içinde uzun süre yaşıyor. Yugoslavya Cumhuriyeti'nin dağılmasıyla Bosna-Hersek 1992'de bağımsızlığını ilan etmesi ve bağımsızlığını kabul etmeyen Bosnalı Sırp liderler ve Sırbistan'dan yer alan Sırp milliyetçiliğini körükleyenler tarafından tarihin en uzun kuşatmalarından biri olan savaş başlıyor ve 1425 gün sürüyor.

Ancak bu yaşananlar "komşu savaşı" ya da "Sırplar ve Boşnaklar" halk savaşı olmadığı kaynaklarda yerini alıyor. Milliyetçi ve militarist liderliklerin güç savaşı olarak geçiyor. Birçok insan savaş karşıtı, milliyetçi politikaları destelemeyerek kimi komşusunu, arkadaşını korumaya çalışıyor ve savaş karşısında halk çaresiz kalıyor. Srebrenitsa şehri ve çevresinde yaşanan, kısa süre içinde 8000'den fazla Boşnak erkeğinin ve ergenlik çağındaki erkek çocuklarının hedef alınmasıyla toplu bir katliam yapılıyor. Araştırdıkça yaşanan acılar, travmalar ve şiddetin büyüklüğünü görmek sarsıcı... Her tarih kirli gerçekliğini koruyor. Sretrenitsa Soykırımı, acılarıyla kayda geçiyor.

Saraybosna Kovači Şehitliği – Bosna Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin mezarları
Kovači Şehitliği (Šehidsko mezarje Kovači)

1992-1995 Bosna Savaşı'nda hayatını kaybeden insanların defnedildiği şehitlik içinde gezerken yokuş boyunca ilerleyen mezar taşlarını görmek kaybın büyüklüğünü gözler önüne seriyordu. Mezarlığı ziyaret etmek insanı üzen ve yoran bir hal alıyor. Mezarlığın içine girmek istediğimizde ise herhangi bir yasakla karşılaşmadık.

Bosna Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin isimlerinin yer aldığı Saraybosna hatıra duvarı
Bosna Savaşı’nda hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazılı olduğu Saraybosna’daki hatıra duvarı

Biraz daha ilerlediğimizde isimlerin kabartma şeklinde yazılı olduğu bir hatıra duvarı karşıladı bizleri. Oraya ulaştığımızda biraz yorulmuş ve dinlenmek için amfiye benzer bir alanda oturduk. Sahne alanında kargaların şovunu izledik; gökyüzünden alana düşürdükleri ceviz ve fındıkları kırıp yediklerini görmek bir anıya götürdü beni. Babamın anlattığına göre Göcek'te pazar yeri alanında kuşların, cevizleri yemek için gökyüzünden bıraktıklarında babamın bir arkadaşı koşup cevizleri yiyormuş. Reber'e bu anıyı anlattığımda gülüşmelerimiz amfide yankılanmıştı. Ve cam terastan yansıyan şehir manzarası...


Saraybosna’da cam terastan görülen şehir manzarası ve Bosna dağları
Şehir manzarası

Cam terasın olduğu yerin alt katında uzun bir koridor ve koridorun sonunda bir müze; savaş dönemine ait asker kıyafetleri, kişisel eşyalar, nişanları ve belgeler sergileniyordu.

Saraybosna’da Bosna Savaşı dönemine ait asker kıyafetleri ve kişisel eşyaların sergilendiği müze vitrini
Savaş dönemi eşyaları

Buraya kadar geldiyseniz şehre daha yukarıdan bakmak için Sarı Tabya'ya gitmenizi öneririm. 9 dk yürüme mesafesinde yer alıyordu. Gün batımını izlemek için birçok kişi şiddetle tavsiye ediyor. Biz hava şartlarından dolayı göremedik :)

🕌 Başçarşı ve Çevresi

Saraybosna geçmiş izlerini taşırken; sokakların güzelliği, şehri ikiye bölen Miljacka nehri, baş çarşı ve turistik noktaları ise gezmek insanı heyecanlandırıyordu.

Baş çarşı çevresinde gezerken sevdiğim yürüyüş rotası şöyle: (Sayıları aşağıda videoda görebilirsiniz)

(1) Sebilj ⇨ (2) Morica Hanı ⇨ (5) Brusa Bedesteni ⇨ (3) Gazi Hüsrev Bey Camii ⇘

(23) Tatlı köşe/Slatko Cose (24) Gazi Hüsrev Bey Bedesteni (26) Latin Köprüsü

Nehir boyunca yürüyüş yaparak rotayı tamamlamak ise Saraybosna'yı hissetmenin güzel yollarından biri.

Rotayı Google Maps'te açmak için tıklayın. 📍İşaretli Rota

Bu sokaklarda gezerken çektiğimiz anlara Instagram'da da yer verdim.
@vegizemm

Bu tatili planlarken günleri ve zamanı iyi değerlendirmek istiyordum. Şehirde gezerken turistik bölgeleri gösteren haritayı görmek işimi oldukça kolaylaştırmıştı.
Sizlere de yararı olması için aşağıda hazırladığım videoda haritalara ulaşabilirsiniz.

Saraybosna turistik gezi haritası

📷 Saraybosna Ulusal Müze


Saraybosna'da ziyaret edilmesi gereken önemli yerlerden biri de Ulusal Müze (National Museum of Bosnia and Herzegovina). Müzeye tramvayla ulaşması sadece birkaç durak.
Ulusal tiyatronun (Narodno pozorište Sarajevo) hemen önündeki Pošta durağından tramvaya binerek, Miljacka nehri boyunca manzarayı izleyerek Muzeji durağında inebilirsiniz. Sizi doğrudan müzenin bulunduğu noktaya götürecektir.

Mimari olarak 4 farklı binadan ve ortada bulunan bir iç avludan oluşan müze; arkeoloji, etnoloji, doğa tarihi ve dış avluda dikdörtgen şeklinde bir botanik bahçeden oluşmaktadır. Dış avluda balkan bitkileri, endemik türler ve açık havalarda yapılan sergilere ev sahipliği yapmakta.
Saraybosna Ulusal Müzesi iç avlu mimarisi ve sergilenen tarihi eserler
Saraybosna Ulusal Müzesi

Müzenin önemli eserlerinden biri olan yaklaşık 4000 yıllık olduğu düşünülen ve iç avluda sergilenen tarih öncesi bir kayık yer almaktadır. Her bölümün güzelliği ve sergilenen alanlar çok özenliydi; şiddetle tavsiye ederim. 
Müzeden ayrıldıktan sonra alışveriş yapmak isterseniz bu rota üzerinde bulunan Sarejevo City Center'a (SCC) uğramak isteyebilirsiniz.

🚌 Mostar'a Nasıl Gidilir?


Saraybosna'da gezilmedik yer bırakmadığımızdan emin olduğumuzda günübirlik gidilecek en ünlü yerlerden biri Mostar'a yönümüzü çevirdik. Ulaşım oldukça kolay ve alternatif yollar da bulunmakta;
tren veya otobüs...
Tren hattı, Neretva Nehri boyunca müthiş bir manzarayla bize eşlik ettiği için önceliğimizdi ancak kış şartlarında sel sebebiyle kapalı olduğundan otobüsle gitmek zorunda kaldık. Birçok platformdan otobüs saatlerini kontrol edebiliyorsunuz. Biz otobüs yolculuğunun yaklaşık 2-2.30 saat süreceğini düşünerek sabah saatlerini tercih ettik. Saraybosna merkez otogarına (Autobuska stanice Sarajevo) ulaşıp biletlerimizi rahatlıkla gişeden aldık.

Saraybosna'dan Mostar yolu üzerinde Neretva nehri ve Bosna-Hersek dağları manzarası
Mostar yolunda Neretva Vadisi manzarası

Saraybosna'dan Mostar' a giderken Neretva vadisini ve Bosna Hersek dağlarını izlemek ise yolculuğun güzel kısımlarındandı.
Mostar'a geldiğimizde ara sokaklarda, hediyelik eşyalar satan esnaflarda gezerek Stari Most'a yöneldik.
Boşnakçada Stari Most adıyla tanımlanan yapı "Eski köprü" anlamına gelir. Hatta şehrin ismi most (köprü) kelimesinden türetilmiş Mostari ismi "köprü bekçileri" anlamına gelmekte olduğunu öğrendim.

Mostar- Stari Most Köprüsü ve Neretva Nehri manzarası
Mostar'ın simgesi olan Stari Most Köprüsü ve Neretva Nehri manzarası


Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan köprü, 1993'te Bosna savaşında yıkılmış ve 2004 yılında aslına en uygun şekilde tekrar inşa edilmiştir. Mostari şehrinin, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer aldığını da söylemek isterim.

Neretva Nehri'nin üzerinde yükselen bu iki yakayı birleştiren köprü; sokakları, evleri ve eski yapılarıyla insanı huzurlu hissettiriyor.

Stari Most'ta gerçekleştirilen 400 yıllık süregelen bir atlama geleneğinden bahsetmek isterim. Osmanlı döneminden beri yapılan bu ilginç gelenek, yüksekliği 20-24 m olan köprüden Nevetva Nehri'nin soğuk sularına atlayarak gerçekleşiyor. Genç erkeklerin cesaret göstergesi olarak kabul ediliyor. Bu bir erkekliğe geçiş ve cesaret ritüeli olarak bilinmektedir. Hala günümüzde devam eden bu geleneği eğitimli olanlar sürdürebilmektedir. Halk arasInda ise köprüden atlayan yani cesur olan erkek, iyi eş olur inanışını duyduğumuzu bilmenizi isterim. Reber, az daha atlıyordu. ama tuttum. 😅

🌱Saraybosna Vegan Deneyim 


Saraybosna'da vegan seçenekler beklediğimden daha azdı, hayal kırıklığına uğrattı. Bu olasılığı düşünerek zaten ev kiralamıştık. Restoranların et ağırlıklı olması ya da hayvansal ürünlerin bulunmasıyla seçeneklerimiz oldukça kısıtlıydı. Biz de mezeler ve sebze içerikli alternatif ürün seçmeye çalıştık. Nerdeyse tek olmasıyla bizi heyecanlandıran, tamamen vegan bir yer keşfetmenin mutluluğu vardı; küçük ve şirin olan bu işletme "Veganer ".
Çeşitli dürümleri ile insanı motive edebiliyor, uğramanızı öneririm.
 
Bunun dışında seyahat boyunca "kendin yap - kendin pişir" mottosuyla devam ettik. Rahatlıkla vegan sucuk, sosis, peynir ve tofu çeşitleri bulabileceğiniz marketler fazlasıyla vardı. Bunlar Amko, Konzum ve Bingo.
ürün çeşitliliği ile Konzum öne çıkarken, Bingo ise  özellikle Türkiye'ye dönerken yapılacak toplu alışveriş için fiyat açısından tatmin ediyordu.

🚎 Şehir Merkezinden Havaalanına Ulaşım


Şehir merkezinden havaalanına dönerken taksi kullanmak yerine daha ekonomik toplu taşıma seçenekleri de var. Ulusal Tiyatro’nun bulunduğu merkezden Skenderija yönüne ilerleyip (3 dk) troleybüse binerek Dobrinja durağında inebilirsiniz. Buradan havaalanı yaklaşık 10–15 dakikalık yürüyüş mesafesinde. Biz bunu seçtik ve oldukça kolaydı. Alternatif olarak 103 numaralı otobüs de havaalanına ulaşım sağlıyor.
Saraybosna çok büyük olmadığı için her yeri yürüyerek keşfetmek mümkündü. Eğer sizde gitmeyi düşünürseniz sizlere yazının yardımcı olmasını dilerim. 

İyi tatiller. Sevinçli kalın...

Saraybosna Gezi Notları

  • En güzel bölge:  Başçarşı
  • Yürüyüş rotası:  Miljacka Nehri
  • Vegan seçenek:  Veganer
  • Ulaşım:              Tramvay ve Troleybüs
  • Bar:                    Barometer
  • Alışveriş:           Konzum ve Bingo


Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿

@vegfootprints

Pluribus Dizisi İncelemesi | Mutluluk Virüsü ve Kolektif Huzur

Pluribus dizi incelemesi görseli- kolektif zihin ve mutluluk virüsü temalı illüstrasyon
Pluribus evrenine dair bir illüstratif yorumu.


2025’te Breakind Bad ve Better Call Saul gibi yapımlarla tanınan Vince Gilligan’ın yaratıcısı ve yönetmenliğini üstlendiği Pluribus’un 1 sezonunu geride bıraktık.

Peki nasıl bulduk?

Benim çevremde birden yankı buldu heyecanla başladım ve her hafta yeni bölümün gelmesini beklemek can sıkıcı olsa da sezonu tamamladım. Ama kafam biraz karıştı.

Eleştirilere baktığımda dizinin temposunu yavaş ve durağan bulanlardan tutun düşündürücü, yenilikçi ve çok yaratıcı olduğu konusunda birbirinden farklı birçok yorumla karşılaştım.

Ben ise salgınla gelen, kolektif yaşamı sürdüren topluluğun yüzlerinde beliren gülümseme üzerine biraz takıldım.

Salgın ile birlikte, tüm dünyanın kollektif yaşam tarzını içselleştirmesi benim ilgimi odağımı daha çok çekti ama bazı terslikler de vardı.

İnsanların bir arada, barış içinde ve ekosistemi koruyarak yaşaması, bireylerin kaynakları, emeği ve mekanı ortaklaşa kullandığını görmek çok heyecanlandırdı.

Refah bir yaşam, mutluluk, biz bilinci…

Aradığımız "ortak yaşam ideali" işte bu.

Ve evet, mümkün dedim.

Her hafta gelen bölümlerle bir terslik var diyerek rahatsızlığım da arttı.

Peki terslikler neydi?

Komünist yaşamı izleyicilere hissettiren Gilligan biraz bekleyin demeyi geciktirmedi. İnsanların birbirlerinden ayrılmaz tek bir bütün olduğunu hissettikçe kavramlar arasında boğuldum.

Birlik bilinci mi, kolektif zihin mi?

Her şeyin birbirine görünmez bağlarla bağlı olduğu ve özünde "tek" bir bütünü oluşturduğu anlayışla “biz” çıkıyordu. Dizide de kişilerin biz diyerek konuşması hepimizin epey dikkatini çekti. Bu tanımlamaya baktığımda birlik bilinci ile karşılaştım.

Birlik bilinci,

"Gerçeği hissettiğiniz varlık halidir. Egonun görmekten hoşlandığı gerçeği değil, varoluşunuzun ve evrenin özünü görmeye ve hissetmeye başlarsınız. Birlik bilinci, ayrılık illüzyonlarının olmadığı bir varlık halidir. Var olan her şeyle birleştiğinizi hissedersiniz."

Ancak bu bilinç insanı tek tipleştirmez. Birlik bilinci insanı kurduğu derin empatiyle, farkındalıkla gelen, daha duyarlı bir birey haline dönüştürür. Kişilerin benliğini yitirmeden biz olmasıyla ilgilidir. Dizide ise ben diye bir kavram kalmamıştı.

Bu virüsle birlikte bireysel düşüncenin bittiği, herkesin bir sisteme bağlı tek bir beyin gibi hareket ettiğini gördük. Dizideki bu yapı ise kolektif zihin kavramına götürdü.

Kollektif zihin,

"Bireysel düşünce sınırlarının ortadan kalktığı ve herkesin tek bir merkezden yönetiliyormuşçasına aynı şeyi düşündüğü, hissettiği yapı."

İnsanlar artık kendi kararlarını vermediği, bir ağın parçası olarak sanki hisleri yokmuşçasına robotik bir halde yaşamlarını sürdürüyordu.

Kolektif zihin neden bu kadar cazip geliyordu?

Ancak dizide kolektif zihin ile

  • yalnızlığın azaldığı,
  • çatışmanın bittiği,
  • şiddetin yok olduğu,
  •  insanların birbirini anladığı
  •  acının paylaşılmasıyla acının hafiflediği,
tüketim ve ekosistem noktalarına dahi değindiğini gördük.

Kollektif yaşam güzellemesi ile aklımı karıştırsa da elbet beklediğim komünist hayat, kollektif zihinle birlikte düşünülemezdi.

Bu da beni kolektivite kavramına götürdü.

Kolektivite: “biz” derken “ben'i" unutmamak

“Bireyin kendi özgünlüğünü ve iradesini koruyarak ortak bir yaşamı, amacı veya kaderi paylaşmasıdır.”

İnsanlar bir araya gelip birlikte üretip, çoğalttığı ve tükettiği ama her birinin yeteneğinin, karakterinin ve renginin farklı olduğu sistem. Biz" diyen ama "Ben" olduğunu unutmayan bireylerden oluşacaktı.

Kavramlar aynı potaya girmiş, birbirine geçmişti. Bu sefer manipüle edilen kavramlardı. Sanki her birinden, farklı bir kesiti alınıp birleştirilmişti.

13 kişi ve rahatsızlığım

Virüsten etkilenmeyen 13 kişi ise özgürlüklerini koruyan bireycilik anlayışıyla devam etmenin önemini vurgulamaları beni rahatsız etti.

13 kişinin "özgürlük" adı altında seçtiği şeyler neydi? 

Kolektif yaşamı güzellerken neden kolektif zihinle duyduğumuz sisteme güven zedeleniyordu?

Salgından bir şekilde etkilenmeyen 13 kişi "gerçek insan" olmalarıyla karşımıza çıkıyordu. Duygu ve düşünceleriyle ön planda olup bazen bencil, kaba ya da haz düşkünü olarak gördük. Carol Sturka (Aşk romanı yazarı), Koumba Diabaté (Hedonist erkek- playboy) ve Laxmi (Çocuğu olan ve Carol’le tartışan kişi) gibi.

Ama nihayetinde düşünebilen, kararlarını verebilen, irade sahibi olmalarıyla kahramanlaşıyorlardı. Gilligan yarattığı dünyada, uyumlu, barışçıl ama robotik bir toplum üyesi olmak mı yoksa özgür ama kaotik bireyler mi? sorusuyla karşılaştrıdı izleyicileri.

Üçüncü yol mümkün mü?

Carol’un dünyayı kurtarmak için çabasını ve heyecanını izlerken "kurtarılması gereken dünya" çıkartmasını düşündüren Gilligan, başarılı şekilde manipüle ettiği kavramlardan olduğu ortada.

Dizinin bize bir 'virüs' gibi sunduğu o iç içe geçmiş sistem aslında bizim kendi irademizle ulaşmamız gereken nokta.

Kollektif yaşamla gelen ama birlik bilinci ya da kolektivite değil kolektif zihin yapısıyla karşılaşıyoruz.

Carol’un fazla doz uygulayarak Zosia’yı uyuşturması ile dünyayı kurtarmanın mümkün olduğu çıkarımını yapabiliyoruz. Enfekte olanlar (biz), davranışıyla ileri giden Carol’a mesafe koyarak ve kendilerinden mahrum bırakarak ama ihtiyaçlarına yardımcı olacakları şekilde uzaklaşıyorlar.

Carol’un davranışını rahatsız edici buluyorum çünkü karşısında kendilerini “biz” diye tanımlayanlarda bir canlıydı.

İzole şekilde kalan Carol, geri dönüşüm kutularında yığınlarca süt paketlerini keşfetmesi ve bu durumun peşine düşmesiyle;

bağışık bireylerin kriz yaşamasıyla ya da başka bir etken sonucu ölen insanları bir soğutma deposunda parçalar halinde saklamalarını hatta onları toz hale getirerek süt kartonlarında tükettiklerini çözümlemesiyle yamyamlıklarını ortaya çıkarıyor.

Dünyayı kurtarmak

İzleyicilere bu enfekte olanların ne denli tehlikeli olduğunu, dünyayı kurtarmamızın önemi tekrar hatırlatılıyor.

Carol, diğerlerini uyarmak istediğinde ise şu mesajla karşılaşıyor.

Canlıları kasten öldüremediklerini, zarar veremediklerini ve müdahale edemediklerini yani yiyebileceklerinin kısıtlı olduğunu hatta canlı olan her şeyi bitkileri dahi yiyemediklerini söylüyorlardı.

“Buğday, mısır ya da pirinç hasadı yapamayız. Ağaçtan elma koparamayız, bir elma düştüğünde tabii ki onu yer ve minnet ederiz. Bulduğumuz tüm düşmüş meyveleri toplarız. Başta inekler olmak üzere hala sağılması gereken milyarlarca evcil hayvan var ayrıca birleşmemizden önce imal edilmiş milyonlarca ton hazır yiyecek var. Yaşadığımız kalori eksikliğini telafi etmek için önlemler almalıydık.” diyor.

Raf ömrü uzun bu sıvının içinde sadece İKP’nin (insan kanaklı protein) olmadığı özellikle bozulma tehlikesi olan yiyecek stoklarını tükettiklerini ve yerel duruma göre reçetenin değiştiğini dile getiriyorlar. Her kutuda %8-12 arasında İKP bulunduğunu, kaynağında her gün 100 bin insanın doğal sebepler ve kazalar sonucu öldüğünü, ziyan olmaması adına bu insan kalıntılarını -tercih etmemelerine rağmen- kullandıklarını dile getiriyorlardı.

Ekolojik zorunluluk ve etik

Ölen insanları protein kaynağı olarak tüketmeleri ve bunu ekolojik zorunluluk olarak gerekçelendirmeleri rahatsız edici mi?

Bence hayır, ekolojiyi korumak adına "ziyan olacak insan bedenini" kaynağa dönüştürmek neden kötü olsun?

Pek tabii etik açıdan sesler yükseliyor…

Kantçı açıdan, insan araç değil amaçtır. Burada araç-laştırılan insan bedeni, etik problemdir.

Faydacı bakışla kaynaklar daha az tüketiliyorsa, ekosistem korunuyorsa ve açlık engelleniyorsa daha kabul edilebilir.

Enfekte olanlar bireysel bedeni kolektif kaynak haline getiriyor ve ekosisteme entegre ediyor.

Bu modern kapitalist sistemin insan merkezci düşüncesine ters buradan da insan bedeninin yenmesi bizi neden daha fazla rahatsız ediyor da hayvan eti yemek etmiyor?

Ekolojiyi korumak adına insan bedenini kaynağa dönüştürmek, insan bedeninin kutsallığının kaybolması mı anlamına mı geliyor?

Belki de İnsanı ayrıcalıklı görme anlayışımızdan dolayı kabul edemeyişimizdir.

Etik açıdan rıza almanın önemi de vurgulanıyor. Ahlaki değer, türden değil acı çekebilme kapasitesinden geliyorsa insan da hayvan da acı çekiyorsa bir tarafı ayrıcalıklı görmek tutarsızlıktır.

Enfekte olanların beslenme şekilleri yaptığı tanımlamaya göre Frutaryen (meyveci) olarak tanımlanmaktadır.

"Beslenmesinin çok büyük bir kısmını sadece bitkinin yaşamına son vermeyen bölümlerinden (meyveler, yemişler ve tohumlar) karşılayan kişilerdir. Örneğin bir havucu kökünden söküp öldürdüğü için yemezler, ancak ağaçtan düşen elmayı yerler."

Ama koşullar doğrultusunda tercih etmedikleri bir beslenme şekline de evrildiğini görüyoruz.

İkilik

Dizinin bizi içine çektiği, bir çok kavram çelişkileri peşimizde.

Peki kendimi bir tarafa yakın hissetmek mi yoksa  hissetmemek mi? Kavramların manipüle edilmesiyle gerçeklikten uzaklaşmak, anlamların kendi hayatımız için değişmesinden endişe duyuyorum diğer sezonlarda karşılaşacağımız ikilikler (Dualizm) neler olacak?

Karşımıza nasıl bir otorite, iktidar, beyin çıkacak.

Bir de unutmadan

Üçüncü yolda mümkün demek istiyorum insanın kendi rengini benliğini kaybetmeden bir bütün oluşturacağını inanıyorum.

Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿

@vegfootprints

Trikotilomani ile Yaşamayı Öğrenmek

İçimdeki Tekrar Buzikamilmüdür: Her Şeyin Başladığı Yer Küçüklük lakabımdan bahsetmek istiyorum sizlere: “Buzikamilmüdür.” Lakabın hikayes...