Bu yazı, "Karar Vermek Kolay Mı?" başlıklı yazının devamıdır.
Peki ne zaman hazırdım?
“Ben Veganım.” cümlesini sesli şekilde ya da kendime
telaffuz etmek son derece sarsıcı ve korkunç geliyordu. Bu cümlenin getirdiği yükü
taşıyamamaktan korktuğumu fark ettim.
Uzun süre zihnimde “mükemmel vegan” yarattım. Kelimeye layık
birey olmaya çabalamak için hayatımı, yaşam koşullarımı bir anda değişmesi
gerektiğini düşünüyordum. Esra ile konuşmalarımı hatırlamak beni
sakinleştiriyordu. Sürece yaymam gerektiğini her şeyi bir anda değiştiremeyeceğimi
bilmenin dışında içselleştirmem gerektiğini anladım. Meselem vegan olmak
değildi.
Sadece daha az zarar vermek niyetinde olduğumu kendime
hatırlatmam gerekiyordu. Niyet sürecek ya da sürmeyecekti ama yolda
öğrenecektim.
Kendimle kavga etmeyi bıraktığımda ve net çizgileri yok
ettiğimde sürecin içinde eğitilmek daha kolaydı.
Yeme alışkanlığım, giyim tercihim, temizlik ürünlerim,
makyaj eşyalarım gibi her şeyin bir anda değişmesini beklemektense süreç içinde
hazırlanması kişide daha az baskı yaratıyordu. Kendime şunu söyledim daha az
zarar vermek istiyorum bu cümle ben veganım demekten daha iyi hissettiriyordu.
Kendimle kaldığımda, aynaya baktığımda içimin rahat olmasını
istedim. Vicdan muhasebesinden rahat ayrılmaktı derdim.
Türcülük | Örümcek ve karınca hafızası
Hala veganım demekte tereddüt ediyorum. Vegan olmaya
çalışıyorum demek beni daha mutlu ve özgür hissettiriyor.
Canlılara istemeden verdiğim zararlar ya da korkularımla onlara zarar verme halim ile hala mücadele ediyorum.
Türcülük, canlı bireylere sadece ait oldukları türden ötürü farklı değer atfedilmesidir. Oxford sözlüğü türcülüğü “insan türünün üstünlüğü varsayımına dayanarak belli hayvan türlerinin sömürülmesi ya da ayrımcılığa uğratılması” şeklinde tanımlamaktadır.
Türcülük kavramıyla yüzleşmek beni çocukluk anılarıma götürüyordu.
Küçüktüm.
Bahçeli bir evde büyüdüm, bir gün evin içinde bir örümcek
gördüm. Korkumla birlikte babama seslendim o da örümceği öldürdü, sonra şaka
yapar gibi, bak öldü diyerek ölüsünü üzerime doğru yaklaştırdı.
O günden sonra örümceklerden korkmaya başladım.
Yine küçükken büyük bir karınca, ayak parmağımın arasına girdi,
kendini korumak için beni ısırdı. Canımın ne kadar acıdığını hala hatırlıyorum.
O günden sonra küçük karıncalara tiksinti, büyük karıncalara korku duymaya
başladım.
Örümcek ve karıncaların varlığı hala beni rahatsız ediyor. O
anlar bana canlıları iyi ve kötü diye kodlamamı sağlamıştı, tehdit olarak
gördüğüm canlılar hanesine dahil edilmişti.
Bugün örümcek gördüğümde reflekslerim değişmiş değil. Doğadaysam
onun alanındaysam geri çekilebiliyorum ama dört duvarın içinde “benim alanımda”
olduğunu hissettiğimde hala öldürdüğüm oluyor.
Bunu yazmak kolay değil. Belki şunu sorabilirsiniz: O zaman ne farkı kaldı?
Yargılanacak olsam dahi bunu saklamak istemiyorum. Vegan olmaya
çalışmak hala başardım dediğim yerde değil. Ama artık eylemlerimi,
reflekslerimi sorguladığım ve değiştirmeye çalıştığım noktadayım.
Ben her sabah uyandığımda daha bilinçli bir insan olmaya, canlılara
daha az zarar verme niyetiyle yaşamayı seçiyorum.
Paylaşmak sevinçli kılıyor. Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿

Anlattığınız yerden güçlenmeye devam..
YanıtlaSil