İzleyiciler

Kabul Görme ve Onay İhtiyacı

Küçük Gizem ile yetişkin halinin karşılıklı durduğu, kabul görme ve içsel farkındalık temasını anlatan illüstrasyon
  Küçük Gizem | Yetişkin Gizem


Bugün kimileri için kısa, benim için uzun ve değerli yıllarıma baktığımda kabul görme ve onaylanma  ihtiyacımın, hayatımda nasıl bir yer ettiğini görüyorum.

Terapi süreçleri de anlamama oldukça yardımcı oldu. Şimdi daha iyi anlayabiliyorum, neden herkesi kırmamaya çalıştım? Neden ‘ben yemiyorum ama gelirim’ dedim? Hayır demeyi, kendime değer vermeyi bu kadar geç öğrenmeye başladım?

Tabi ki toplum ve aile ilişkileri.

Kabul görme ihtiyacının, onaylanmanın hayatımda ne kadar belirleyici olacağıydı...

Bir ortamda bir şeyler aksayacaksa, bunu ilk fark eden bendim.

Planlı, organize ve çözüm odaklıydım. Ama bunu kimse benden istememişti, ben fark ediyordum.

Bir şeyler yolunda gitmezse bunun sorumluluğunu üzerime almam gerektiğini düşünüyordum. Sonuçta artık fark etmiştim geri durmak, eyleme geçmemek kötü değil miydi?

Kimse sorun yaşamasın, aksayan bir şey kalmasın istiyordum.

Güvenilir Çocuk Olmak

“Güvenilir çocuk” olmayı bilmem hangi yaşlarda üzerime kimlik olarak aldım.

Ortaokuldayken ödev kontrollerinin bende olması, derslerde sorumluluk verilen çocuk olmam, öğretmenler için beni iyi bir öğrenci yapıyordu. 

Uyumlu, güvenilir; yoklama defterinde sorun çıkarmayan öğrenci.

Ama arkadaşlarım için o kadar yumuşak değildim ödevini yapmayana: sert, defterini getirmeyene: kızgındım.

Kontrol eden, kuralcı halim çoğu zaman sevilmemekle sonuçlanıyordu. Yetişkinler için bu halim onaylanıyordu. Arkadaşlarım içinse aynı şey geçerli değildi.

Sorumluluk mu, Kabul Görme mi?

Bugün geçmişe baktığımda, ben sadece düzenli bir çocuk değil, kabul görmek isteyen bir çocuktum. O zamanlar bunu böyle adlandıramıyordum elbette. Verilen görevi layığıyla yerine getirmek önceliğimdi. 

Organize olmak, duygusal zekanı nispeten geliştirmiş olmak, çözüm odaklı olmak, hayatında dolabından düşüncelerine kadar nizami olmaya çabalamak bunlar sadece bir özellik değil; aynı zamanda sevilme, onaylanma ve kabul edilme ihtiyacıyla da ilgili olduğunu görüyorum.

Şimdi soralım aslında ne yapıyordum?

Yaptığım şey gerçekten sorumluluk almak mı? Belki de gereğinden fazla…

Bir şeyler yolunda gitmezse bunun sorumluluğunu üzerime almak o an bana doğru geliyordu. Aynı noktadan yapılmayan bir teklifi benim yapabiliyor olmam ya da ütülenmeyen bir gömleği benim ütülemem gibi..

Sorun çıkmaması, kimsenin üzülmemesi gerekiyordu. Bu davranışın kalıplaşarak hayatıma engeller çıkaracağını bilmiyordum, yazarken bile düşünmeden edemiyorum.

Hayatın Her Yerine Taşınan Bir Alışkanlık

Okulda, ailede, üniversitede, ilişkilerimde ve ev arkadaşlıklarımda… 

Ben yaptığım şeyi "yardım etmek", "düzen sağlamak", "sorumluluk almak" olarak görüyordum. Belki gereğinden fazlaydı da ama aksaklıkları toparlamak, eksik varsa tamamlamak, yapılmayanı üstlenmenin ne gibi zararı olabilirdi ki...

Bu davranışlarımla kendime vereceğim zararlar, çevremde oluşturabileceğim hasarları bilemiyordum 

Ortaokuldaydık. Grup olarak dikdörtgen masalarda, yan yana oturuyorduk.

Yanımda oturan arkadaşım ayağını salladığı ya da yazı yazarken, silgiyi kullanırken masanın sallanması, beni rahatsız ederdi onu sertçe uyardığımı hatta zorbalık yaptığımı hatırlıyorum.

O an bana doğru gelen şey buydu, ders çalışıyorduk odaklanmamız gerekiyordu. Bir şeyler düzgün ilerlemeliydi. Şimdi fark ediyorum ben sadece rahatsız olmuyordum, takıntılı bir boyut da kazanmıştım.

Zamanla bu halim okulda kalmadı.

Evde de durum farklı değildi mutfakta hazırlık yapılırken benim gibi yapamayacaklarını düşünerek; bulaşık makinasının boşaltılmasından, masaya tabakların yerleştirilmesine hatta salata yapılırken marulun doğranmasına kadar müdahale kabul etmediğim ve yardım tekliflerini reddettiğim zamanlarım oldu. hayatımdaki nizam bozulmamalıydı. Ne nizam ama!

Benim için düzen önemliydi, demiştim. Tüm sorumlulukları alarak kontrolün bende olmasını sağlayarak aksaklıkları da önleyebiliyordum. Kendimi ne kadar yorduğumu ve detaylar arasında boğularak geleceğim için oluşturmam gereken zemini ihmal ettiğimi fark edemiyordum. 

Fark Etmek

Bazı kırılmalar, çok küçük bir anıdan ortaya çıkabiliyor. 

Üniversitede, ilk ev arkadaşlığı deneyimimde ortaya çıktı.

Eve yeni taşınmıştık eşyaları yerleştiriyorduk ben her şeyin simetrik olmasını, daha düzenli daha doğru görünmesini istiyordum obsesif ve kontrol seviyemin arttığından bir haber.

Gülcan ise (ev arkadaşım) eşyaları daha çapraz şekillerde yerleştiriyordu. Sessiz bir anlaşma içerisinde farklı zamanlarda istediğimiz şekilde düzeltmeleri yaptığımızı ve en sonunda bu eşyaları kim oynatıyor ile başlayan konuşmamızla sorun patlak verdi.

Tartışarak değil de konuşarak durumu çözmüştük. Benim takıntılı halimi belki onunda başka bir halini adım adım aştık biraz onun istediği şekillerde biraz da benim istediğim şekillerde eşyaları yerleştirdik.

Sorumluluk alma haliyle başlayan ve tüm süreci üstlenmek neredeyse obsesif kompulsif bozukluk (OKB) tanısı almamı sağlayacaktı. Bu anıyla başlayarak denetim altına almayı öğrenecektim..

Bazı fark edişler tek başına gelmiyor. İnsan, duramadığını çoğu zaman yalnızken değil, biriyle birlikteyken daha rahat anlayabiliyor. Öğreniyorum; her yükü almamak, kontrol için çabalamamak, her boşluğu doldurmamak…

Herkesin yolu açık kalsın istiyorum.

Biraz da kendi yolum için.

Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿

@vegfootprints



Aile mi, Toplum mu? | Bir Soruyla Başlayan Hikaye

 

Aile ve toplum arasında bireyin kendini bulmasını anlatan illüstrasyon
Köklerim var ama yönümü ben seçiyorum.

Aileye sarılarak başlıyoruz hayata. Ama bir noktada... Kim olduğumuzu biz seçiyoruz.

Ortaokuldayken Türkçe öğretmenimiz bize bir soru sordu?

Bireyi, ilk toplum mu yoksa aile mi eğitir? 

3 hakemli, iki gruplu bir münazara yapılacağını söylemişti. “Aile” diyenler el kaldırdığında 4 kişi vardı. “Toplum” diyenlerde ise ben ve 3 arkadaşım.

1 hafta boyunca araştıracak, sonra karşı tarafı ikna etmeye çalışacaktık.

Heyecanımı anlatamam sizlere çünkü ben aslında toplumu seçmek istememiştim. Elimi kaldırmıştım çünkü içimden geçen "ikisi de öğretmenim" demekti. Ama artık seçimimi (!) savunmam gerekiyordu. 

Vejetaryenlikten Veganlığa (2) | Peki Ne Zaman Hazırdım?

Bu yazı, "Karar Vermek Kolay Mı?" başlıklı yazının devamıdır.

Peki ne zaman hazırdım?

“Ben Veganım.” cümlesini sesli şekilde ya da kendime telaffuz etmek son derece sarsıcı ve korkunç geliyordu. Bu cümlenin getirdiği yükü taşıyamamaktan korktuğumu fark ettim.

Uzun süre zihnimde “mükemmel vegan” yarattım. Kelimeye layık birey olmaya çabalamak için hayatımı, yaşam koşullarımı bir anda değişmesi gerektiğini düşünüyordum. Esra ile konuşmalarımı hatırlamak beni sakinleştiriyordu. Sürece yaymam gerektiğini her şeyi bir anda değiştiremeyeceğimi bilmenin dışında içselleştirmem gerektiğini anladım. Meselem vegan olmak değildi.

Sadece daha az zarar vermek niyetinde olduğumu kendime hatırlatmam gerekiyordu. Niyet sürecek ya da sürmeyecekti ama yolda öğrenecektim.

Kendimle kavga etmeyi bıraktığımda ve net çizgileri yok ettiğimde sürecin içinde eğitilmek daha kolaydı.

Yeme alışkanlığım, giyim tercihim, temizlik ürünlerim, makyaj eşyalarım gibi her şeyin bir anda değişmesini beklemektense süreç içinde hazırlanması kişide daha az baskı yaratıyordu. Kendime şunu söyledim daha az zarar vermek istiyorum bu cümle ben veganım demekten daha iyi hissettiriyordu.

Kendimle kaldığımda, aynaya baktığımda içimin rahat olmasını istedim. Vicdan muhasebesinden rahat ayrılmaktı derdim.

Veganlığa geçiş sürecinde hazır olma anını düşünen genç kadın illüstrasyonu

Türcülük | Örümcek ve karınca hafızası

Hala veganım demekte tereddüt ediyorum. Vegan olmaya çalışıyorum demek beni daha mutlu ve özgür hissettiriyor.

Canlılara istemeden verdiğim zararlar ya da korkularımla onlara zarar verme halim ile hala mücadele ediyorum.

Türcülük, canlı bireylere sadece ait oldukları türden ötürü farklı değer atfedilmesidir. Oxford sözlüğü türcülüğü “insan türünün üstünlüğü varsayımına dayanarak belli hayvan türlerinin sömürülmesi ya da ayrımcılığa uğratılması” şeklinde tanımlamaktadır.

Türcülük kavramıyla yüzleşmek beni çocukluk anılarıma götürüyordu.

Küçüktüm.

Bahçeli bir evde büyüdüm, bir gün evin içinde bir örümcek gördüm. Korkumla birlikte babama seslendim o da örümceği öldürdü, sonra şaka yapar gibi, bak öldü diyerek ölüsünü üzerime doğru yaklaştırdı.

O günden sonra örümceklerden korkmaya başladım.

Yine küçükken büyük bir karınca, ayak parmağımın arasına girdi, kendini korumak için beni ısırdı. Canımın ne kadar acıdığını hala hatırlıyorum. O günden sonra küçük karıncalara tiksinti, büyük karıncalara korku duymaya başladım.

Örümcek ve karıncaların varlığı hala beni rahatsız ediyor. O anlar bana canlıları iyi ve kötü diye kodlamamı sağlamıştı, tehdit olarak gördüğüm canlılar hanesine dahil edilmişti.

Bugün örümcek gördüğümde reflekslerim değişmiş değil. Doğadaysam onun alanındaysam geri çekilebiliyorum ama dört duvarın içinde “benim alanımda” olduğunu hissettiğimde hala öldürdüğüm oluyor.  Bunu yazmak kolay değil. Belki şunu sorabilirsiniz: O zaman ne farkı kaldı?

Yargılanacak olsam dahi bunu saklamak istemiyorum. Vegan olmaya çalışmak hala başardım dediğim yerde değil. Ama artık eylemlerimi, reflekslerimi sorguladığım ve değiştirmeye çalıştığım noktadayım.

Ben her sabah uyandığımda daha bilinçli bir insan olmaya, canlılara daha az zarar verme niyetiyle yaşamayı seçiyorum.

Paylaşmak sevinçli kılıyor. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿

@vegfootprints

Vejetaryenlikten Veganlığa Geçiş (1) | Karar Vermek Kolay mı?

Karar Vermek Kolay mı?

Zaman geçti.

Vejetaryen olmamın üzerinden neredeyse yedi yıl geçmişti.

Öğrenmemek bazen iyi gelir. Belki de bu yüzden, uzun süre bilmemeyi seçtim. Sonra fark ettim ki yalnızca et yememek yetmiyordu.

Süt, peynir, yoğurt gibi hayvansal ürünlerin de başka bir yerden aynı hikâyeye bağlandığını öğrendim.

Bu fark edişle bir süre mücadele ettim. Ve bir noktada, vegan olmaya karar verdim.

Keşke karar vermek, alışkanlıkları değiştirmek kadar kolay olsaydı. Çünkü bazı kararlar bir anda alınabiliyor ama o kararın hayatın içine yerleşmesi zaman istiyor.

Benim için de öyle oldu.

Herkes Aynı Yerden Başlamıyor.

Hayatımda en çok keyif aldığım beslenme saati kahvaltı, bu yüzden değişimi oradan başlattım.

Yumurtayı ve peyniri çıkarmayı denedim. Başlangıçta kendime çok yüklenmemek istedim ama yerine koyabileceğim muadil ürünleri bilmemek beni epey zorladı.

Yumurta yerine patatesi çeşitlendirerek dahil ettim. Bir süre her şey yolundaymış gibi göründü. Ta ki dört aya kadar.

Zamanla kendime daha fazla yüklenmeye başladım. Arzularıma karşı koyamadığım bir noktada vegan sürecimi sonlandırdım.

İstanbul’u kazanıp üniversiteye başlayan kuzenimle sohbet ederken, onun da vejetaryenlikten kısa süre sonra (4-5 ay) vegan olmaya hazır hissettiğini öğrendim. Bu kararın çok güçlü olduğunu ona danışmak istediğim konudan bahsettim.

Vejetaryenlikten veganlığa geçiş sürecinde içsel sorgulama yaşayan genç kadın illüstrasyonu


Kendime yüklenmelerimin son bulmadığını, eğer vegan olamayacaksam,

vejetaryen kalmamın da anlamının yitirdiğini söyledim. Duygularımın şiddeti o kadar yoğundu ki eve giderken köfte alarak süreci tamamen noktalayacağımı söyledim.

Beni sakinleştirerek çok samimi, ikna edici ama yargılayıcı olmayan bir yerden

herkesin aynı noktaya aynı hızda ulaşmak zorunda olmadığını

bu süreci ya hep ya hiç meselesi haline getirmenin insanı sadece daha fazla yorduğunu, vegan olmasam bile vejetaryen kalmamın somut, gerçek ve değerli bir karşılığı olduğunu, et tüketmemek, hayvancılık sektöründe doğrudan talebi azalttığımı ve 

bu küçümsenmeyecek bir etki olduğunu bilinçli ve tutarlı şekilde yönettiğimi fark etmemi sağladı.  

Kendimle savaşmayı bıraktım daha hazır değildim.

Teşekkürler Esra, 🍒

Ben hazır değildim. Ama bir gün şunu fark ettim...

👉Peki ne zaman hazırdım?

Eğer bu yazı sana bir şey hissettirdiyse, benzer yazıları ve düşüncelerimi Instagram’da paylaşıyorum 🌿

@vegfootprints

Vejetaryenlık Beni Yalnızlaştırdı Mı? | Kişisel Bir Deneyim

Uyum mu, duruş mu? 

Bu konunun ilk tohumlarını Vejetaryen Olma Sürecim | İlk Ne Zaman Vejetaryen oldum? yazısında bahsetmiştim. Çünkü mesele sadece ne yediğim değildi. Kendimi değerli hissetmek ve  görülmekti de.

Çocukluk anılarımızdan bize kalan pek çok travmayla mücadele ediyoruz.

Ben de…

Bazen uyum sağlamak için fark etmeden ödünler veriyoruz. Üniversitedeyken sevilen, iyi, düşünceli kız hatta bir yere gidilecekse akla gelen, davet edilen var olmak için çaba sarfetmeden düşünülen kişi olmak istedim.

Trikotilomani ile Yaşamayı Öğrenmek

İçimdeki Tekrar Buzikamilmüdür: Her Şeyin Başladığı Yer Küçüklük lakabımdan bahsetmek istiyorum sizlere: “Buzikamilmüdür.” Lakabın hikayes...